Serbest etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Serbest etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ağustos 2010 Cuma

Ölülerin Suyu - Taş Yağı






    Bir şarkı vardı ;
Bu dünya bizim , yok etmeyelim
diye kavuştak olurdu. Bu dünyanın bizim olduğu kısmı gerçeklerle pek uyuşmaz fakat yok etmeme önerisi oldukça yerindedir. Dünyanın kime ait olduğu konusu uzun bir konudur ve bizi en azından bu yazı için fazla ilgilendirmez, yok edilmesi de oldukça uzun bir konudur ve biz bu deryadan bir plankton yakalasak kafidir önermesine olan saygımız adına planktonumuzdan bahsedelim.

    Varsayımların doğru olduğunu kabul edersek 3.8 milyar yıl önce prokaryot adı verilen ve basit diye nitelenen (Bir hayatın biçimini , muhtevasını onu yaşamadan bilip de sınıflayabilen kişilerce) yaşam formları ile başladığı kabul edilen yeryüzündeki hayat..
 
    Nasıl telaşlara düştükleri , nasıl öğrendikleri , nasıl soludukları , nasıl sevdikleri ve sair zilyon tane enerji dalgalanımı geçiren yaşam formları en güzel anıları ile birlikte erken , vakitlice , ihtiyari , gayri-ihtiyari  biyolojik yaşamlarını tamamlayarak toprağın altına çekiliyorlar.
    Dünya deviniyor orojenik, epirojenik hareketler doğu alman hakemden 4.4 puan alıyor. Şecerelerini bilemediğimiz almanaklarını tutamadığımız canlılar, ısı , basınç , anaerobik ortam derken çürüyorlar ve petrol denen benim ölülerin suyu dediğim şeye dönüşüyorlar.

    Biz ise öyle naif bir ırkız ki ölülerin suyunu içen hareketli demir yığınları yapıyoruz . Ta ki son ölünün suyu da fiziksel değişime uğratılana kadar yapacağımızdan da eminim. Fütürisler , filozoflar , ekonomistler , biyologlar ve buna dair bundan sair bir çok kırkambar çıkıp fikirlerini söyleyecekler bu bitiş hakkında . İyi oldu diyecekler , kötü oldu diyecekler. Fakat yerine konulamaz bir şeyin yokoluşu tarifsizdir.

23 Ocak 2010 Cumartesi

1 Ekim 2009 Perşembe

Türklerin Devletçilik Geleneği ve Genel Eşitlik İlkesi








Bu yazının sabah sabah zuhur etmesinin nedeni dün İzmir'de gerçekleşen bir protestonun bu sabah kahvaltıma yansımasıdır. Türkiye 'nin şu andaki başbakanı dün İzmir Dokuz Eylül Üniversitesini filan falan açılışı nedeni ile ziyaret etmiş. Başbakanın açılış konuşması sırasında bir öğrenci omuzlarında yükünü hissettiği bir takım nedenlerle devlet görevlisinin konuşmasını kesmek istercesine bağırıyor, görevliyi(başbakan) cumhuriyetin yıkılması tehlikesinden sorumlu tutmak istiyor..

Bizi ilgilendiren kısmı burada başlıyor, çocuk ayağa kalkıp da ilk cümlesini söyleyeyazarken, ense kökünden -başbakanın konuşma seromonisini onlarca gencin hayatından daha değerli gören- bir cengaver çıkıp çocuğu sıkboğaz ediveriyor. Öyle ki ben izlerken "şimdi boynunu kıracak!" diye izledim.

Müsaade ederseniz bu adamı/ları karalamak yerine genel geçer bir şeyler söylemek istiyorum.

1-) Teoride bir insanı bir diğerine üstün kılan herhangi bir nitelik , nicelik yoktur. (Pratik içinde aynısını söyleyeyebilseydik şu anda başka bir konuda bir şeyler yazmayı deniyor olurdum. Belkide bir zeytin ağacı altında uzanıyordum.)

2-) Memleketin kimi yerlerinde kimi nedenlerle göreve getirilmiş insanlar ; insanlar tarafından seçilir ve insanlara hizmet etmek için seçilir.

3-) Aynı memleketin aynı vatandaşlık haklarına sahip insanları, kendileri adına bir takım işleri (Uluslararası ilişkiler , maliye, yerel yönetim...) yönetmeleri için seçtikleri vatandaşlara hesap sorma hakkına sahiptir. Seçilmiş kimsenin ise ilk görevi hesap vermektir.

Seçilmiş bir görevli bir protokolcülük oyunundaki "buraları ben yarattım" şarkısının bölünmemesi için bir vatandaşının tartaklanmasını kabul edilebilir buluyorsa , bu görevlinin ahlaki ve sosyal değer yargıları üzerinde düşünmenin önemi ve gereği yoktur.

Burada düşünmemiz gereken kendi değerlerimizdir. Bu olayı kabul edilebilir, sindirilebilir bulan bizlerin bu tutumu sürdürme konusundaki yaklaşımı , benim için yegane merak konusudur.


İlgilenenler için not: Başlık yazı ile alakasız duruyor olabilir. Kapalı halde bile anlaşılır bulunduğunu düşündüğüm ayrıntı Türk halklarının geçmişten getirdiği güçlü devlet yapılarının bu gün demokrasi ve eşitlik içinde kimilerinin dediği gibi "primus inter pares"* haller doğurmasıdır. Günümüzün siyasi ve sosyal yapısı içinde bu güçlü gelenek paternalist** ve nepotik*** bir kabuğa dönüşmüştür. Birçokları bu davranış biçimini bilinçsizce-bu ananeye dayanan kasıtlı bir bilinçsizliktir- sürdürmeyi evla bulmaktadır.

------
*Primus inter pares: Kısaca iki eşit insandan birinin diğerine göre daha "eşit" olması durumu

**Paternalizm: Tdk. çev. ile Babacılık , kısaca değinmek gerekirse hani şu mahalle abilerine veya kimi başka informel örgüt büyüklerine gizemli bir saygı gösterme durumu.

***Nepotizm: Eş, dost, akraba kayırıcılık, tdk

16 Şubat 2009 Pazartesi

İlk Celse = Zekâ








İnsan ısınmadan ciddi konulara bulaşmamalı.

Öyle bir devirde yaşıyoruzki belleğe dair her kımıltı atom altı parçacıklar hızında flulaşıyor, kamulaşıyor. Ne düşündüğümüzü, neden düşündüğümüzü , ne zaman düşündüğümüzü, nasıl düşündüğümüzü hesap edecek , hatırlayacak kadar derin düşünemiyoruz.


Başlamak için zekâyı seçtim. Tamam iyi bir başlangıç olmayabilir yine de bir başlangıç..


Sokakta dolaşıyorsunuz , tivi
1 izliyorsunuz, neşriyata2 bakıyorsunuz , ... , her gördüğünüz duyduğunuz konu hakkında bir fikriniz var. elde bir

Mevzu bahis konularla ilgili birikimlerinizi ve her ne kadar dikkat etmesenizde rahme düştüğünüz günden -hatta daha öncesinden- bu yana getirdiğiniz kalıplarınızı örerek ortaya yargılar koyuyorsunuz. elde iki


Herhangi bir sohbet esnasında brownian
3 hayat eğrilerimiz -kimileri öyle olmadığına inanır- boyunca bizimki ile kimi zaman örtüşse bile genellikle oldukça farklı bir uzayda hareket eden başka eğrilerin sahiplerinin bizimkiler gibi oluşturduğu yargılarıyla tokuşturuyoruz. (aha)
Bu tokuşma esnasında hatta esnası kelimesinin tam olarak tekabül
4 edemeyeceği kadar kısa bir süre içinde karşı yargıya (salak) , (cahil), (hımm zekice) , (bildiği yerden denk geldi, du konuyu değiştirem), (offf:/) , vb. özet yaklaşımlarla karşı fikri eleyip bir kenara atıyoruz. Bu zihnimizin kullandığı bir takım hız kazanma prosedürlerinden5 biridir. Bu duruma nasıl geldiğinizi anlamaya çalışmak için hayatınıza kısa bir bakış fırlatmanız gerekebilir ki bu her zaman çözüm olmaz. (Kimileri hiç denemez de zaten)

Örnek tokuşma anında ortaya gerçek bir terazi koyduğumuzda bir taraf daha vakur6 , olumlu , tecrübeli, perspektif sahibi, sabırlı vb. parametrelerle7 diğer taraftan üstün bir konumda kalabilir. (Her ne kadar mahalledeki gençler arasında bu üstün kişi fildişi kıyısının8 ilk onbirini sayabilen kişi olsa da) İşte burada biraz düşünmek gerek

Benim savım şu : Diğerlerinden daha zeki (Toplam Potansiyel zeka sahibi) bir insan yoktur. (IQ var EQ var filân filân) Yukarıdaki örnek durumda hangi tarafın daha hızlı kavrayabildiği , yorumlayabildiği gerçeği öncülleri9 nedeni ile diğerinin karşısında düşeceği durumu etkilemez. (kıvırma sanatı göz ardı edilmiştir).

5. paragrafta anlatmaya çalıştığım nedenler sayesinde doğru yetiştirilen bazılarımız; doğru yetiştirilemeyen bazılarımız hakkında salak , öküz, vb. yorumları yapma hakkını bulabiliyor(Demek ki o kadar da doğru yetiştirilmemişiz.)


  1. Tivi: (Amerikan özentisi kısaltma) , Televizyon, Vericiden iletilen dalgaların görüntü ve ses olarak görünmesini ve duyulmasını sağlayan aygıt, televizyon alıcısı
  2. Neşriyat : Yayın
  3. Brownian: Belirlenemez (anlamında kullandım , kabalığıma dayanarak)
  4. Tekabül: Karşılık olma, karşılama.
  5. Prosedür: Önceden belirlenmiş toplu iş tanımı diyelim
  6. Vakur: Ağırbaşlılık.
  7. Parametre : Değişken
  8. Fildişi Kıyısı: Batı Afrika'da yer alan , kakao üretiminde lider bağımsız bir ülke.
  9. Öncül: Bir bilimsel çalışmada işe koyulurken, araştırmaya konu edilmeksizin doğru sayılan önerme.

26 Ağustos 2008 Salı

İlk kez..

Bir kaç günden beri yapmaya kalkıştığım şeyi bugün başarmış görünüyorum , wordpress'teki iki denememden sonra bloggerda tek kerede açmayı başardığım pencereden insanlara bir şeyleri işaret etmek, düşündürmek gayesindeyim. Elbetteki yorumlar (peyamlar , diyalektik) ile fikri çürütmeniz , manipüle etmeniz , geliştirmeniz , ve sairi mümkün.
Fakat hatırlatmak isterim ki ; sayfa bana ait , şansınızı fazla zorlamayın. Adaletin , doğanın yahut benim kanunlarımla yönetilecek olan okula hoşgeldiniz.